30 Eylül 2026

İnsanlar bir ayrılığı duyunca ilk aklına hep büyük sebepler geliyor. Şiddetli geçimsizlik, aldatma, bitmeyen kavgalar...
Oysa bazen mesele bunlardan biri olmuyor.
Bazen aynı evin içinde yaşanan sessizlik, ayrılığın kendisi oluyor. Aynı masada oturup herkesin telefonuna gömülmesi, günlerce aynı çatının altında yaşayıp birbirinin gerçekten nasıl olduğunu sormamak... Küçük gibi görünen şeyler zamanla insanın içinde büyüyor.
Sanırım en zor fark edilen şey de bu. İnsan, eksik hissettiği şeyi başka insanlarda aramaya başlamadan önce, onu kendi ilişkisinde ne zamandır kaybettiğini fark etmiyor.
Bir gün "Hayatımdaki insan bana bunu vermiyor." diyorsun. Sonra bu cümle "Beni anlamıyor."a dönüşüyor.
Belki de pandemi tam olarak bunu test etmemize imkân verdi. Annemizle, babamızla, kardeşimizle, eşimizle ya da ev arkadaşımızla aynı alanı gerçekten paylaşabiliyor muyuz, onu gördük. Bir odayı paylaşmanın, aynı hayatı paylaşmak anlamına gelmediğini hepimiz az çok deneyimledik.
Belki de bazı ilişkileri yoran şey büyük kırılmalar değil; uzun süre fark edilmeyen küçük kopuşlar.