14 Mayıs 2026

Bazı insanlar vardır; konuşur ama aslında konuşmaz. Anlatır, paylaşır, dert döker. Ama sıra sana gelince ya konu değişir ya da laf yine bir şekilde ona bağlanır. Bu durum çoğu zaman kötü niyet değil ama yine de yorucudur. Zira sohbet dediğin şey iki kişilik bir alandır. Sadece anlatmak değil, gerçekten dinlemek de gerekir. Hatta bazen susup karşındakine yer açmak gerekir. Bugün birçok ilişki diyalog gibi görünse de aslında monologdan ibaret. Herkes kendi hikayesini anlatıyor ama kimse kimseyi tam olarak duymuyor.

Bir noktadan sonra şunu fark ediyorsun: İnsan anlatacak birini değil, anlayacak birini arıyor. O yüzden bazen uzaklaşmak bir kaçış değil, dengeyi bulma meselesi. Çünkü herkesle konuşabilirsin ama herkesle derin bir sohbet edemezsin.

03 Mayıs 2026

Her seyahatimde aynı duyguya çarpıyorum. Yeni bir yere gidiyorum, yeni sokaklar, yeni insanlar, yeni bir düzen… ama içimde hiçbir şey gerçekten yerleşmiyor. Sanki ben hep biraz dışarıdayım. Fiziksel olarak oradayım ama ruhum kapının eşiğinde bekliyor gibi. Bavulumu açıyorum ama hiçbir zaman tam anlamıyla boşaltmıyorum. Kıyafetlerim hep yarı düzenli, yarı dağınık; sanki birkaç saat sonra yeniden toplayıp gidecekmişim gibi. Gardıroba yerleşmek bana ait olmak gibi geliyor, ama ben o eşiği bir türlü geçemiyorum.
Bu durum bazen özgürlük gibi hissettiriyor, bazen de hafif bir boşluk. Hiçbir yere tam ait olmamak, her yere biraz ait olmak gibi. Ama işin içinde hep bir mesafe var. Sanki kendimi koruyorum; alışırsam zor olur diye, bağ kurarsam gitmek ağır gelir diye. O yüzden hep hazır bekliyorum. Hep biraz misafirim. Belki de mesele şehirler değil, içimdeki o sürekli hareket hâli. Nereye gidersem gideyim, bavulum aslında benimle birlikte aynı duyguyu taşıyor: kalmaya değil, gitmeye hazır olmayı.