16 Temmuz 2026

İnsanın kendini dışarıya hep en iyi hâliyle gösterme çabası bana hep garip geliyor. Sanki olduğumuz kişi yetmiyormuş gibi... Biraz daha fit görünmeye çalışıyoruz, biraz daha mutlu, biraz daha başarılı. Fiziksel hâlimizi de saklıyoruz, zihnimizi de. Belki bunun adı ego, belki kabul görmek istemek, belki de sadece başkalarının gözünde daha değerli olma isteği. Oysa insanın kendisiyle barışık olması ne kadar büyük bir özgürlük. Aynaya baktığında kusurlarını görmek ama onları dert etmemek. Gerekirse kendisiyle dalga geçebilmek. Kimse için rol yapmamak. Başkalarının beğeneceği bir karaktere dönüşmeye çalışmamak.
Düşünsene... Sabah uyandığında ilk aklına gelen şey "Bugün ne giysem?" olmasa. Giydiğinin kimsenin umurunda olmadığını bilsen. Sevdiklerin yeni bir şey aldığında, güzel bir yere gittiğinde ya da güzel bir hayat yaşadığında, "Onda var, bende de olmalı." diye içten içe yarışa girmesen. Sadece onlar adına mutlu olabilsen. Aslında bunlar insan olmanın en doğal hâli değil mi? En kolayı bu gibi geliyor bana. Ama nedense hep en zorunu seçiyoruz. Sürekli bir şeyleri ispat etmeye çalışıyoruz. Gösterişin içinde kayboluyoruz. Başkalarının gözünden kendimizi değerli hissetmeye çalışırken, kendi gözümüzden uzaklaşıyoruz.
Belki de gerçek zenginlik, daha fazlasına sahip olmak değil; sahip olduklarınla huzurlu olabilmek. Gerçek özgüven de kusursuz görünmek değil, kusurlarınla yaşamayı öğrenmek. İnsan başkaları için yaşamayı bıraktığında, belki de ilk defa gerçekten yaşamaya başlıyor.
Kendimiz olmak bu kadar kolayken, neden hep başka biri olmaya çalışıyoruz?