03 Haziran 2026

Hayat, aslında nefes alıp vermekten çok daha fazlası; gerçekten yaşadığını hissettiğin anlarda anlam kazanıyor. Bazen bir şeylere veda etmek zor geliyor ama her bitişin içinde yeni bir başlangıcın sessiz hazırlığı saklı. İnsan çoğu zaman acılarını görmezden gelerek iyileşeceğini sanıyor, oysa gerçek iyileşme, kaçmayı bırakıp olanı kabul ettiğinde başlıyor.

Kendimize karşı çoğu zaman başkalarına gösterdiğimiz anlayışı göstermiyoruz. Oysa hepimiz öğrenmeye, yanılmaya ve yeniden denemeye devam eden insanlarız. Hayatın açtığı yaralar yalnızca canımızı yakmıyor; aynı zamanda bizi büyüten, olgunlaştıran ve içeriye ışık sızdıran yerler haline geliyor.

Bazen de bize ait olmayan beklentilerin, sorumlulukların ve hayatların yükünü taşıyoruz. Halbuki insan, kendine ait olmayan bir hikâyenin kahramanı olmaya çalıştıkça yoruluyor. Sevmek önemli ama sevgi her şeyi olduğu gibi kabul etmek demek değil; gerektiğinde sınır çizebilmek de sevginin bir parçası.

Sonunda anlıyoruz ki hayatın birçok cevabı düşünerek değil, yaşayarak bulunuyor. Çünkü denemeden neyi yapabileceğimizi, yola çıkmadan da nereye varabileceğimizi hiçbir zaman bilemiyoruz.

01 Haziran 2026

İstanbul artık içinde yaşadığım değil, uzaktan hatırladığım bir şehir gibi. Bir zamanlar sokaklarında yürürken kendimden izler bulduğum bu kadim şehir, bugün bana yabancı geliyor. Sanki burada yaşamak bir tercih değil de mecburi bir hizmet gibi. Zorunlu görev süresi hiç bitmeyen, ne kadar beklersen bekle tayinin çıkmadığı bir yer. Kalabalıklar büyüdü, binalar yükseldi, yollar çoğaldı ama insanın nefes alabileceği, kendini ait hissedebileceği yerler giderek azaldı.

Zamanla sadece şehir değişmedi, ona dair bildiğim her şey de silinmeye başladı. Tanıdık yüzler kayboldu, alıştığım sokaklar dönüştü, hatıralarımın üzerine yeni hayatlar kuruldu. Yerine gelen hiçbir şey, geride kalanların sıcaklığını taşımadı. Zira bazı şehirler mekanlarıyla değil, insanda bıraktıkları duygularla yaşar sanki, o duygular eksildiğinde ise geriye yalnızca kalabalık kalıyor.

Bazen düşünüyorum, değişen İstanbul mu yoksa ben mi? Sonra anlıyorum ki bazı ayrılıklar taşınmadan yaşanıyor. İnsan önce kalben uzaklaşıyor, sonra ruhu çekiliyor ait olduğu yerden. En ağır olan da bu belki de; bir zamanla yuva dediğin yerde, yıllar sonra kendini yalnızca bir misafir gibi hissetmek.