02 Ocak 2026

Yolda olmak… Belki de asıl mesele varmak değil, değişimi adım adım hissedebilmek. Zamanın seni dönüştürdüğünü fark etmek, aynı yerde durmadığını anlayabilmek. Ama bütün bunlardan daha kıymetlisi, bu yolculuğa yalnız çıkmamak. Sevdiklerinle aynı anlara tanıklık edebilmek, aynı gökyüzüne bakıp farklı duygular hissedebilmek… Ve geriye dönüp baktığında, “Evet, yaşadım” diyebilmek. Belki de hayattaki en büyük lüks tam olarak budur: Zamanın içinden geçerken hem değişebilmek hem de bu değişime derinden tanık olabilmek.

Mutlu yıllar!





21 Aralık 2025

Bugün yılın en uzun gecesi. Takvim öyle söylüyor ama bence bundan daha fazlası var. Gece, bazılarımız için sadece karanlık bir zaman dilimi değil; sabahların pek uğramadığı iç evrenlerimiz var sonuçta. Yine de kuzey yarımküre için bu kadar uzun bir gece, garip bir şekilde iyi bir başlangıç gibi geliyor. Soğukla aran iyiyse, bugünün sessizliği bile insana iyi davranabilir.

Aslında eski uygarlıkların hepsi bu geceye başka bir anlam yüklemiş. Antik Roma’da Saturnalia, Türk kültüründe Nardugan, pagan geleneklerinde Yule… Hepsi ışığın geri gelişiyle ilgili. Karanlık büyür, büyür, büyür… Sonra bir yerde durur. Ve o durduğu yer, yeniden doğuşun ilk adımıdır.

Belki de bu yüzden, en uzun gece hiçbir zaman karanlığın zaferi değildir. Aksine, ışığın geri dönüşünün başladığı andır. Bugün kısa süren ışık yarın biraz daha uzayacak. Belki bu kadarı bile insana umut vermeye yeter.
Ve belki umut dediğimiz şey, karanlığın içinden geçerken ışığın geri gelmesini beklemeye cesaret etmektir.

11 Aralık 2025

İnsan aslında güneşin altında yürürken fark ediyor yaşadığını. Güneşin gökyüzünde yavaşça yön değiştirmesine bakıp kendi yönünü belirlediğinde, gerçekten bir gün yaşamış hissediyor. Zamanın akışı orada daha gerçek, daha elle tutulur oluyor.
Şehirde ise durum bambaşka. Odanın içinde günün nasıl geçtiğini anlamıyorsun. Güneş ancak pencerenin önüne geldiğinde fark ediyorsun vaktin ilerlediğini. Sanki zaman seninle değil, senden bağımsız bir yerde akıyor.
Doğada insan günü güneşe göre yaşıyor ve o yüzden “Bugün yaşadım,” diyebiliyor. Şehirde ise çoğu zaman sadece gün bitiyor; insanın içindeki gün yaşama hissi bitmeden bile.

02 Aralık 2025

Eskiden yılın bitmesini beklerdik. Takvim değişirdi, sanki hayat da değişecekmiş gibi bir his. Belki çocukluk saflığıydı, belki de insanın içindeki o başına buyruk umut… Yeni yıl demek, yeni bir sayfa demekti. Bir önceki yılın ağırlığını, kırgınlığını, yorgunluğunu koparıp atacakmışız gibi. “Belki bu yıl daha iyi olur” demek bile insana güç verirdi.
Şimdi ise yıllar birbirine karışıyor. Günün, haftanın, ayın ne önemi var? Sorsan herkes bir belirsizlikten, bitmeyen bir yorgunluktan bahsediyor. Yeni yıl gelsin ya da eski yıl bitsin… Hiçbirinin bir anlamı kalmadı. Geleceğe dair kurduğumuz o küçük ihtimaller yavaş yavaş geride kayboluyor. Hayal kurmayı bıraktığımız anda, zaman da sadece akıp giden bir suya dönüşüyor: nereye gittiğini bilmeden bizi sürükleyen bir akış.
İnsan sadece nefes alan bir canlı değil. İnsanı insan yapan şey, yarını düşünebilmesi. Bir plan kurmak, bir ihtimal düşünmek, içten içe “bu sefer belki olur” demek… Bunlar küçük limanlar aslında. Gün içindeki bütün koşuşturmayı, çileyi, sorumluluğu taşımamızı sağlayan şey; bugün yaşadıklarımız değil, yarınla ilgili taşıdığımız ihtimaller.
Ve belki de coğrafya gerçekten kaderdir.

24 Kasım 2025

Gün, benim için hep sabahın başladığı ilk saatlerde harekete geçmekle başlıyor. Saat 06:00… Ve 1992'den beri böyle. Sanki evren her sabah kendini yeniden kuruyor, henüz uyanmamış dünya yavaş yavaş ayılırken, güneş bile varlığını hatırlamaya çalışıyor. O derin sessizliğin içinde, kimsenin henüz dokunmadığı o aralıkta, evrenin bana kısa ve gizli bir egemenlik tanıdığını hissediyorum. İnsan, hiçbir şeyin henüz başlamadığı o eşikte durduğunda yalnızca zamana değil, kendi içindeki boşluğa da hükmedebiliyor. Sesler çoğalmadan, kalabalıklar uyanmadan önce hakikatin en berrak haliyle kendini gösterdiği o anı yakalayabiliyor.

10 Kasım 2025

En güçlü kelimeler, insanın kendini en çok duyduğu anlarda doğuyor.
Kimi iyileştirirken, kimiyse yıkıp geçiyor.
Ve bazen, en derin ses — hiç söylenmemiş bir kelimeden geliyor.

04 Kasım 2025

Hayat tek bir şey değil. İnsan bazen her şeyi bir şeye indirgemek istiyor ama olmuyor. Bir şeyin anlamı, başka bir şeyin sessizliğinde kaybolabiliyor. Bazen bir duygu, bir insanın, bir hayalin önüne geçiyor. Ve biz, bunu fark ettiğimizde çoktan başka birine dönüşmüş oluyoruz.



19 Ekim 2025

Belki de yanıldığımız yer tam olarak dünyadır.
Hep bir iz bırakma telaşındayız; taşta, toprakta, ünvanda, başarıda…
Oysa dünya unutur, zaman siler.
Ama bir insanın zihninde bıraktığın düşünce, bir sözün yankısı, bir tebessümün izi…
İşte gerçek kalıcılık orada gizlidir.
Mesele dünyada iz bırakmak değil, insanda iz bırakmak olsa gerek.




12 Ekim 2025

Eğer şikayet etmenin bir ölçüsü, bir yüzdesi olsaydı, eminim bu konuda dünya sıralamasında zirveyi kimseye kaptırmazdık.
Çünkü biz; iş arkadaşımızdan, patronumuzdan, trafikteki şoförden, eşimizden, çocuğumuzdan, hatta hava durumundan bile şikayet ederiz.
Ekonomiden tutun da eğitim, sağlık, adalet sistemine kadar her konuda bir sitemimiz mutlaka vardır.
Aslında bu da çok şaşırtıcı değil. Zira yıllardır ileriye değil, geriye giden bir yönetim anlayışının içinde yaşarken, memnuniyet duygusunu kaybetmemek kolay değil.
Ama yine de…Paris metrosunda ayakta seyahat eden 92 yaşındaki Augusto bana bu düşüncemi sorgulattı. 1933 Paris doğumlu, Portekiz göçmeni.
“Nasıl bu kadar genç, sağlıklı ve pozitif kalabiliyorsun?” Soruna cevabı kısa ama netti.
“Hayatım boyunca şikayet etmedim.”
O an fark ettim…
Şikayet, insanı yaşlandırıyor.
Augusto haklıydı.
Şikayet ettikçe tükeniyoruz, kabullenip çözüm aradıkça ise yenileniyoruz.

07 Ekim 2025

Bir zamanlar seni diri tutan şehir, artık içini sıkıyor.
Sokaklar aynı, sesler aynı ama his bambaşka.
Kalabalığın ortasında kaybolmak eskiden huzur verirdi, şimdi sadece yorgunluk bırakıyor.
Nefes bile ağırlaştı; havanın, insanların, caddelerin rengi soldu. İnsanlar çoğaldı ama birbirine yaklaşamadı. Her yerde bir kalabalık var ama kimse kimseye dokunamıyor. Bir araya gelmeye vakit bulamamak, aslında birbirine yabancılaşmanın bahanesi oldu. Yakınlık arttıkça mesafe büyüdü.
Gitmek istiyorsun ama nereye gidersen git, orada da hep misafirsin. Hiçbir yer tam olarak “senin” değil. Kaldığın yerde daralıyorsun, gittiğin yerde yabancılaşıyorsun. Belki de mesele şehirde değil; senin içindeki eski duygular artık orada değil. Belki de zaman, seni ait olduğun yerden değil, ait hissettiğin halinden uzaklaştırdı.