23 Ocak 2026

Eski şarkılara bu kadar ait hissetmemiz tesadüf değil. Yeni çıkan birçok şarkıda kendimize yer bulamıyoruz; sözler var ama duygu yok, hikâye yok. O yüzden de ister istemez dönüp bildiğimiz, “bizim kuşaktan” dediğimiz şarkılara gidiyoruz. Çünkü onları dinlerken sadece bir müzik değil, tanıdık bir zamanın geri çağrılması gibi bir his yaşıyoruz. 
 Hani bazen bir şarkı çalar da sen o anı değil, o zamanki halini hatırlarsın ya… İşte mesele tam da bu. Eski şarkılar bize kim olduğumuzu, neye güldüğümüzü, neye üzüldüğümüzü fısıldıyor. Bugün her şey çok hızlı, çok gürültülü; duygular bile aceleye geliyor. O karmaşanın içinde insan doğal olarak güvenli olana tutunmak istiyor. 
Belki de eski şarkılara takılı kaldım diye kendimize kızmamalıyız. Bu bir geriye kaçış değil, bir denge arayışı. Zira o şarkılarda kusursuzluk yok ama samimiyet var. Ve bazen insanın ihtiyacı olan tek şey de bu zaten.