02 Aralık 2025
24 Kasım 2025
Gün, benim için hep sabahın başladığı ilk saatlerde harekete geçmekle başlıyor. Saat 06:00… Ve 1992'den beri böyle. Sanki evren her sabah kendini yeniden kuruyor, henüz uyanmamış dünya yavaş yavaş ayılırken, güneş bile varlığını hatırlamaya çalışıyor. O derin sessizliğin içinde, kimsenin henüz dokunmadığı o aralıkta, evrenin bana kısa ve gizli bir egemenlik tanıdığını hissediyorum. İnsan, hiçbir şeyin henüz başlamadığı o eşikte durduğunda yalnızca zamana değil, kendi içindeki boşluğa da hükmedebiliyor. Sesler çoğalmadan, kalabalıklar uyanmadan önce hakikatin en berrak haliyle kendini gösterdiği o anı yakalayabiliyor.
10 Kasım 2025
04 Kasım 2025
19 Ekim 2025
Hep bir iz bırakma telaşındayız; taşta, toprakta, ünvanda, başarıda…
Oysa dünya unutur, zaman siler.
Ama bir insanın zihninde bıraktığın düşünce, bir sözün yankısı, bir tebessümün izi…
İşte gerçek kalıcılık orada gizlidir.
Mesele dünyada iz bırakmak değil, insanda iz bırakmak olsa gerek.
12 Ekim 2025
Çünkü biz; iş arkadaşımızdan, patronumuzdan, trafikteki şoförden, eşimizden, çocuğumuzdan, hatta hava durumundan bile şikayet ederiz.
Ekonomiden tutun da eğitim, sağlık, adalet sistemine kadar her konuda bir sitemimiz mutlaka vardır.
Aslında bu da çok şaşırtıcı değil. Zira yıllardır ileriye değil, geriye giden bir yönetim anlayışının içinde yaşarken, memnuniyet duygusunu kaybetmemek kolay değil.
Ama yine de…Paris metrosunda ayakta seyahat eden 92 yaşındaki Augusto bana bu düşüncemi sorgulattı. 1933 Paris doğumlu, Portekiz göçmeni.
“Nasıl bu kadar genç, sağlıklı ve pozitif kalabiliyorsun?” Soruna cevabı kısa ama netti.
“Hayatım boyunca şikayet etmedim.”
O an fark ettim…
Şikayet, insanı yaşlandırıyor.
Augusto haklıydı.
Şikayet ettikçe tükeniyoruz, kabullenip çözüm aradıkça ise yenileniyoruz.
07 Ekim 2025
Kalabalığın ortasında kaybolmak eskiden huzur verirdi, şimdi sadece yorgunluk bırakıyor.
Nefes bile ağırlaştı; havanın, insanların, caddelerin rengi soldu. İnsanlar çoğaldı ama birbirine yaklaşamadı. Her yerde bir kalabalık var ama kimse kimseye dokunamıyor. Bir araya gelmeye vakit bulamamak, aslında birbirine yabancılaşmanın bahanesi oldu. Yakınlık arttıkça mesafe büyüdü.
Gitmek istiyorsun ama nereye gidersen git, orada da hep misafirsin. Hiçbir yer tam olarak “senin” değil. Kaldığın yerde daralıyorsun, gittiğin yerde yabancılaşıyorsun. Belki de mesele şehirde değil; senin içindeki eski duygular artık orada değil. Belki de zaman, seni ait olduğun yerden değil, ait hissettiğin halinden uzaklaştırdı.
12 Eylül 2025
08 Eylül 2025
01 Eylül 2025
Hayatımız bazen birbirine eklemlenen rutinlerin uzun bir zincirine dönüşüyor. Her gün bir öncekini çağırıyor, her yıl bir öncekini taklit ediyor; zaman bir daire çiziyormuş gibi, hep aynı yollardan geçiyorsun. Bu döngünün ortasında, yaşadığımız coğrafya bile dar gelmeye başlıyor. Sıkıntının yalnızca mekândan değil, tekrarın kendi ağırlığından doğuyor.
Böyle anlarda, çaresizlik sessiz bir misafir gibi yanı başımızda. Sanki ilk defa hayata başlamışsın, ilkokulun ilk gününde olduğu gibi: “Ben şimdi ne yapacağım?” sorusu büyüyor, içinin ortasında yankılanıyor. Bir çocuk masumiyetinde ama bir yetişkin yalnızlığında kalakalıyorsun.
Belki de bu halin asıl öğretisi, aynı tekrarın içinde dahi yeni bir anlam arayabiliyor olmaktır.